ATATÜRK'ÜN TÜRKÇÜLÜK ANLAYIŞI

ATATÜRK'ÜN TÜRKÇÜLÜK ANLAYIŞI

ATATÜRK'ÜN TÜRKÇÜLÜK ANLAYIŞI NASILDI?

Atatürk’ün devrim yolundaki uğraşıları ömrünün son on üç yılında, en çok Türk dili ve Türk tarihi üstünde yoğunlaşmıştı. Diyebilirim ki, o devir boyunca bütün konuştukları, düşündükleri ve okuyup yazdıkları hep bu iki konu etrafında döner dururdu. 

Türkçe hangi diller grubundandır? Büyük bir ulusun kökleşmiş, işlenmiş ve gücü her düşünceyi, her duyguyu, her kavramı ifadeye yeterli bir dil midir? Yoksa, bu nitelikleri taşıyan başka bir dilin yan dallarından biri midir? Eğer böyle ise, ondan yabancı sözleri ayıklayıp attıktan sonra, ortada ne kalır? Eğer değilse, acaba niçin bizden önce Selçuk Türkleri Farsçayı devlet ve kültür dili olarak kabullenmişlerdir? Acaba biz neden Orta Doğu'ya <<halis Türkçe>> söyleyerek ·<<halis Türkçe>> okuyup yazarak gelmişken Osmanlıca diye bir yapma dil meydana getirmek lüzumunu duyduk?

Atatürk'ün bizi yalnız bir zümrenin anladığı ve kullandığı bu yapma dilden kurtarmak kararını verirken bu gibi kuşkulara uğramış olduğunu sanırım. Belli başlı dil bilginlerimizle hemen geceli gündüzlü denecek kadar sık sık yaptığı toplantılardaki konuşmalarından böyle bir ruh hali içinde bulunduğunu sezmemek mümkün değildi. Gerçi, buna bir çeşit <<ilmi şüphecilik>>·de denilebilirdi. Bizim dil bilginlerimizin Türkçeye dair ileri sürdükleri hükümlerin bazı çelişmeli, ya da <<indi>> görünen taraflarıyla Atatürk'ün rasyonalist zekasını gölgeleyen o şüphe bulutunu dağıtabileceği umulamazdı.

Nitekim, Atatürk her devrim hareketinde olduğu gibi dil reformu davasında da kesin bir kanaate varmak, daha doğrusu, bu davayı gerçekçi ve bilimsel bir temel üstüne oturtmak için izleyeceği yolu gene kendisi açmak zorunda kalmıştır. Önce Çankaya Köşküyle Dolmabahçe Sarayı'ndaki yazı ve okuma odalarını birer geniş ve büyük kitaplık haline sokup raflarını tavandan tabana kadar her soydan, her dilden bütün Türkologların ve oryantalistlerin yazdıkları yüzlerce cilt eserle doldurmuştur.

Bu satırları yazarken O'nu büyük geniş kitaplığının ortasındaki kocaman masasının başında saatlerce, soluk almadan, yorulmadan, bıkıp usanmadan sanki, yarın sınava girecek bir öğrenci gibi çalışmaları gözümün önüne geliyor. Yanında gerek filan kitabı veya filan kamus cildini raflardan bulup çıkarmak veya bazı notlarını temize çekmek, okumak istediği metin, bilmediği bir dilden ise Türkçeye çevirmek görevini yürütmek için iki üç yardımcısı vardır. Fakat, bunların çok defa yorgunluktan bayılıp düştükleri olurdu. O zaman Atatürk seslenirdi:

<<Çocuklar, bir kahve, bir cigara içelim >> Bu kahve, cigara faslı ne kadar sürerdi? On dakika mı? Çeyrek saat mi? · hazır olan ile tekrar çalışmaya başlanırdı.

Atatürk sanki cephede bir taktik ve stratejik <<Vaziyeti>> incelemekte gibidir. Bunu, kendisini o durumlarda da gördüğüm için söyleyebilirim. Altıntaş-Kütahya hattındaki yenilgimiz üzerine idi. Atatürk henüz Başkumandan değildi. Fakat Büyük Millet Meclisi Başkanı yetkisini ve şahsi otoritesini kullanarak Eskişehir'in boşaltılması ve Garp Cephesinin, Sakarya'nın beri yakasına çekilmesi harekâtını Fevzi Paşa ile birlikte Ankara'dan idare ederdi. Ve her akşam Kalaba köyünün üst tarafından Genelkurmay Başkanlığı binasının bir odasına kapanıp üzeri haritayla örtülü masanın başında bütün gece, tıpkı Çankaya'daki kitaplığındaki gibi durmadan, sabahlara kadar çalışırdı. 

Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa dayanamayıp yatak odasına çekilirdi. Subayların yüzü uykusuzluktan sapsarı kesilirdi. O'nun dinlenme süreleri ise gene böyle bir kahve ve bir cigera içimliğini geçmezdi. Bu kısacık çalışma aralarında da biz sivil ziyaretçilere <<vaziyet>> hakkında anlayacağımız şekilde bilgiler vermek için vakit bulurdu.

Nitekim, kitaplığındaki çalışmalarının ertesi akşamlarında, davetlileriyle sofraya oturduğu zaman birtakım havai sözler ve latifelerle başını dinlendireceği yerden dönüp dolaşıp sözü gene dil bahsi üzerine getirişleri de biraz bu halini andırmaz mı?

Evet, tekrar söyleyebilirim ki, Atatürk'ün gözünde Kurtuluş Savaşı ne kadar büyük bir önem taşımışsa ve bu uğurda geceyi gündüze katarak nasıl çalışmış, çabalamışsa Türk dili ve Türk tarihi davasını da öylece her işin üstünde tutmuş ve buna bir çözüm yolu bulmak için didinip durmuştu.

O'nun bu son hareketlerini lüzumsuz ve boşuna bir kuvvet harcama, ya da tarihi misyonu dışında bir bilim konusunda merak sarma şeklinde görenler vardı, belki de, hala vardır. Bunlar milli gurur denilen asil duygunun Atatürk'te ne kadar yüksek derecelere vardığını bilmeyenler ve bu gururun, daha dün, yedi düvele karşı kazanılmış askeri ve siyasi zaferlerle yeterince tatmin edilmemiş bulunduğuna ihtimal vermeyenlerdir. 

Mustafa Kemal adı bu zaferlerin kahramanı olarak bütün dünyada dillere destan olmuştu. Kurduğu yeni devlet ve başardığı devrimlerle Türkiye üzerine bütün medeniyet aleminin hayranlığını çekmişti. Kaderden, daha ne bekleyebilirdi?

Bunun cevabını yabancıların kendisi hakkında yazdıkları övgüler karşısındaki tepkileriyle gene kendisi verirdi. Derdi ki: 

<<Bunlar hep beni övüyorlar. Türk milletinden, Türk milletinin büyüklüğünden, insanlık değerinden, dört bin yıl boyunca cihanın her tarafında bıraktığı medeniyet izlerinden hiç bahsetmiyorlar. Onu hala nereden çıkıp geldiği bilinmeyen, dili yok, kültürü yok, tarihte yeri yok bir aşiret sanıyorlar, ya da öyle görmek istiyorlar. Türk milletini bu suizan'dan kurtarmak, onu medeniyet alemine gerçek hüviyetiyle tanıtmak kutsal bir görevdir ve garibi şu ki, bu kutsal görevi bizden önce her soydan her dilden birçok Avrupalı Türkologlar, oryantalistler yerine getirmiş, Türklerin Vll. yüzyıldan beri Kök-Türk yazısı diye bir alfabesi olduğunu, bunun Xll., Xlll. yüzyıla kadar eski Kırgızlar ve Yeniseyliler tarafından kullanıldığını ellerindeki redd olunmaz ilmi belgelerle ispatlamış bulunuyor>>

Atatürk bununla da kalmaz, bize bugünkü Türkçeye çevirttiği Orhon Kitabelerinden parçalar okur ve: <<Söyleyin bana, derdi Vll . yüzyılda dünyanın ne tarafında, hangi hükümdar devlet idaresi ve halk sevgisi anlayışını bizim Bilge Kağanımız (Hanımız) veya Kül-Tekinimiz gibi güzel ve akıcı bir dille ifade edebilirdi.>>· Ve bunu söylerken sesindeki heyecandan anlardık ki Atatürk'ün milli gururu ancak büyük bir millete mensup olmak inancından gelmektedir.

TDH TÜRK HABER 

Yorumlar (0)
17°
parçalı az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 34 72
2. Fenerbahçe 34 69
3. Galatasaray 33 65
4. Trabzonspor 34 59
5. Hatayspor 34 53
6. Alanyaspor 34 52
7. Gaziantep FK 33 51
8. Sivasspor 34 51
9. Karagümrük 34 50
10. Göztepe 35 47
11. Rizespor 34 42
12. Antalyaspor 35 42
13. Konyaspor 34 41
14. Malatyaspor 33 37
15. Ankaragücü 33 37
16. Kasımpaşa 34 37
17. Kayserispor 34 35
18. Başakşehir 33 33
19. Gençlerbirliği 34 32
20. Erzurumspor 34 31
21. Denizlispor 33 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 31 63
2. Adana Demirspor 31 61
3. Samsunspor 31 61
4. Altay 31 57
5. İstanbulspor 31 57
6. Altınordu 31 53
7. Ankara Keçiörengücü 31 49
8. Ümraniye 31 47
9. Tuzlaspor 31 47
10. Bursaspor 31 43
11. Bandırmaspor 31 39
12. Boluspor 31 38
13. Balıkesirspor 31 35
14. Adanaspor 31 34
15. Menemenspor 31 31
16. Akhisar Bld.Spor 31 26
17. Ankaraspor 31 23
18. Eskişehirspor 31 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 32 66
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 32 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 32 53
7. Tottenham 32 50
8. Everton 31 49
9. Arsenal 32 46
10. Leeds United 32 46
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 32 41
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Newcastle 32 35
16. Brighton 31 33
17. Burnley 32 33
18. Fulham 33 27
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 32 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 31 70
2. Real Madrid 31 67
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 31 64
5. Villarreal 31 49
6. Real Betis 31 48
7. Real Sociedad 31 47
8. Granada 30 39
9. Levante 31 38
10. Celta de Vigo 31 38
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Osasuna 31 37
13. Cádiz 31 36
14. Valencia 31 35
15. Getafe 31 31
16. Deportivo Alaves 31 27
17. Huesca 31 27
18. Real Valladolid 30 27
19. Elche 31 26
20. Eibar 31 23